Er Mektubu Görülmüştür

Tutsak Türk Subaylarının Önsözü

Her şey Yargıtay’ın, Özel Yetkili İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nin Balyoz Davası’nda verdiği cezaları onamasıyla başladı. Hepimiz 16 ila 20 yıl arasında değişen ağır hapis cezalarına çarptırılmıştık. Bizlerin üzerinden Türk Ordusu’na nasıl büyük bir kumpas kurulduğunu görüyorduk ve bu durumu kabullenmemiz mümkün değildi. Adaletsizlik ve zulüm karşısında susmak, pes etmek Türk subayına yakışmazdı. Bunun üzerine kurulan kumpası ve yaşanılan hukuksuzlukları milletimize anlatmaya karar verdik. İnsanlardan, yatmamız istenen her yıl için bize sadece bir dakikalarını ayırmalarını istiyorduk. Kendimizden ve milletimizden o kadar emindik ki yaşananların iç yüzünü anlatmak için 16 dakikanın yeterli olduğunu düşünüyorduk.

Önce sosyal medyada bir girişim başlattık. Ardından Sayın Yılmaz Özdil bu meseleyi Hürriyet gazetesindeki köşesine taşıdı. İnsanların cezaevine gelmesi mümkün değildi. Bu yüzden okurlarından ve bütün milletimizden bizlere mektup yazmalarını istedi. Böylece bize yazanlara cevap vermemiz ve hiç tanımadığımız insanlara asrın iftirasını anlatmamız mümkün olacaktı.

Yılmaz Özdil 25 Ekim 2013 tarihli yazısını “Sahte kalabalık olmayalım” diye bitiriyordu. Etrafımızı bir sevgi halesiyle kuşatan, her koşulda bizlere desteklerini ileten insanların sahte kalabalık olmadığı hemen ortaya çıktı. Özdil’in yazısının yayımlandığı günün akşamı ilk mektubumuz gelmişti bile. Kampanya kısa sürede çığ gibi büyüdü. Birkaç ay içerisinde cezaevine ve Özdil’in elektronik posta adresine milyonlarca insan yazdı.

Dünyanın her köşesinden, yurdun dört bir yanından mektup geldi. İnsanlar Amerika’dan, Avrupa’dan, Surinam’dan, Porto Riko’dan, yani binlerce kilometre uzaktan, okyanusun ortasından, yerin yedi kat dibinden, 38.000 feet yükseklikteki yolcu uçağından bizlere ulaştılar, yüreklerimize dokundular. Kartpostallar, yapraklar, resimler gönderdiler; aşure niyetine çikolata yolladılar; hayatımıza girdiler, yaşam enerjimiz oldular. Eski tanıdıklarımız bizlerden korkuyla uzaklaşır, dost bildiklerimiz hızla yabancılaşırken, milletimiz duvarları aşıp yanımıza geldi; bizlere dost ve destek oldu. Bu toprakların aydınlık, dürüst, namuslu ve cesur insanlarına inancımız arttı.

Bazı yurttaşlarımız dürüstçe şüphelerini dile getirdiler. En çok onlara sevindik. “Kurunun yanında yaşlar da var” diyenleri, “Her şey senaryo mu?” diye soranları sabırla yanıtladık. Mektuplarımız hukuk ve adaletle ilgiliydi. Bizler ne bir siyasi görüşün taraftarlarıydık, ne darbe planladık ne de mesleğimizi yapmak dışında farklı bir uğraşın içine girdik. Bu toplumun çok farklı yerlerinden gelerek askerlik mesleğini seçmiş; kaderleri askeri okullarda, gemilerde, filolarda, kıtalarda, karargâhlarda kesişmiş insanlardık. Tek ortak özelliğimiz Atatürk’ün ilke ve devrimlerine gönülden bağlı askerler olmamız, bu ülkeyi ve onu var eden insanları canımızdan fazla sevmemizdi.

Bu millet, sevdasını milyonlarca “aşk” mektubuyla bize ulaştırdı. Yazılanlar karanlık günlerde dayanağımız, karamsar anlarda neşemiz oldu. Ancak Maltepe Askeri Cezaevi’nde bize güç veren bir dostumuz daha vardı. Zamanında suçlu diye buraya atılan usta şair Ataol Behramoğlu’nun diktiği bir ayva ağacıydı bu. En büyük dayanağımız ve en değerli hazinemiz olan mektupları, hayata küseceğine etrafını yeşertmeyi seçen Behramoğlu’nun diktiği o ağacın altında okuduk. Bu topraklarda Mustafa Kemal Atatürk’ün aydınlığının ve bereketinin asla yok edilemeyeceğini o ağacın altında bir kez daha anladık. O ağacın altında yaşananlar, milletimizin kökleri bin yılları aşan uygarlığının, zulmün ve zorbalığın karşısında asla eğilmeyen Türk’ün iradesinin göstergesidir.

Yazdığımız mektuplarda içinde bulunduğumuz süreçte bir hukuk katliamından ya da insan hakları ihlalinden daha fazlasının yaşandığını ifade ettik. Bize göre işin doğrusu şudur: Balyoz Davası hukukla ilgili değildir, siyasidir. İçinde bulunduğumuz dönemde ortaya çıkan rezaletlerin ve skandalların da ayan beyan gösterdiği üzere siyasi amaçla açılmış, yürütülmüş ve sonuçlandırılmıştır. Bu davanın siyasi sonuçları sadece bizleri değil maalesef bütün yurttaşlarımızı ilgilendirmektedir. Çağrımız, gelecekte çocuklarımızın siyasi davaların açılmadığı, bu türden kumpasların akla dahi getirilmediği bir ülkede yaşamaları içindir. Bir zamanlar bizleri linç etmek için sıraya girenlerin bile bugün “düzmece delillerden”, özel yetkili mahkemelerden ve kumpaslardan şikâyetçi olmaları haklılığımızı göstermektedir.

Cezaevlerinde sıkıntı çektik, o doğru. Canına kıyan arkadaşlarımızı, sevdiklerinin cenazelerine cezaevi aracıyla götürülenleri, biz “içerideyken” çekilenleri unutmamız mümkün değil. Bütün bunlara rağmen ümitsiz olmadık, kendimizi hiç tükenmiş hissetmedik; tersine hiç olmadığımız kadar özgürleştik ve güçlendik. Hapiste “ekmeği son damlasına kadar yemeyi” ve “ağız dolusu gülmeyi” hep aklımızda tuttuk. Gönderilen mektupları defalarca okuduk; yetmedi, bir daha okuduk. Okurken bazen gülümsedik, kimi zaman ağladık ama hepsinde aklandık ve onur duyduk. Milletimizin hükmü, bizleri hiçbir mahkemenin kudret ve kesinliğinin yetişemeyeceği bir güçle akladı. Bu güven ve övgüler karşısında bütün madalya ve rütbeler kifayetsiz kaldı. Artık hem Mustafa Kemal’in askerleri hem de yüce Türk milletinin erleriyiz ve bundan eşsiz bir kıvanç duyuyoruz. Gücümüz üniformadan yahut Silahlı Kuvvetler hiyerarşisinden değil tamamen kendimizden, haklılığımızdan ve bize destek veren milyonlarca insandan geliyor.

Gönderilen mektuplar bizi kudretli bir ırmak gibi besledi, kucakladı ve içine kattı; bereketi ve bolluğu cezaevinin duvarlarını aştı, daha büyük bir kitleye ulaşmak istedi. Bizden çok daha büyük anlamlara, çok daha önemli konulara doğru aktı. Önünde duramazdık. Bir kitap hazırlama fikri işte böyle doğdu. Ne kadar kalabalık ve sahici olduğumuzun bilinmesini, yürekten yazılmış bu mektupların bütün toplumu cesaretlendirmesini ve ümitlendirmesini diledik. Yazılanlar kalıcı olsun, tarihe not düşsün, birer ibret vesikası olarak çocuklarımız tarafından da okunsun istedik.

Milletimizin ışığının karanlıkta kalmış başka tutsaklara; evlerinde oturan, işyerlerinde çalışan, sokaklarda yürüyen esirlere de umut olmasını arzuladık.

Er Mektubu Görülmüştür, bizlere posta veya elektronik postayla gönderilen mektuplar arasından çok zorlanarak seçtiğimiz bölümlerden oluşuyor. Biz sadece derlemeye çalıştık ve bu kitabın asıl yazarının yalanlara ve iftiralara rağmen askerine sahip çıkan Türk milleti olduğu gerçeğini hiç unutmadık. Bu yüzden, Er Mektubu Görülmüştür’ün bütün geliri, gençlerimizin ve çocuklarımızın eğitimi için harcanmak üzere Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’ne bağışlanmıştır.

Er Mektubu Görülmüştür bir milletin, karartılmaya çalışılan, çalınmaya çabalanan geleceğine sahip çıkışının belgesidir. Bir sevda imecesidir. Tarihte bir benzeri yoktur. Dosta, düşmana Türk milletinin gücünü gösteren bir ibret vesikasıdır. Karanlığın yenilişini müjdelemekte; vatana, namusa ve ahde vefaya duyulan sevgiyi anlatmaktadır. Bu sevdanın önünde saygıyla eğiliyor, “varlığımız, yüce Türk milletine armağan olsun” diyoruz.

Balyoz Davası’ndan tutsak Türk subayları adına

Hava Kurmay Albay D. İsmet Çınkı
Deniz Kurmay Albay Ender Kahya
Deniz Kurmay Albay M. Cem Okyay
Deniz Kurmay Albay F. Yavuz Uras
Deniz Kurmay Albay Erdinç Altıner

Er Mektubu Görülmüştür

Yılmaz Özdil

11 Şubat 2014
Hürriyet

Ve, Maltepe’deki arkadaşlarımın kitabı çıktı... Er Mektubu Görülmüştür!

*

Yurtsever okurların, asrın iftirasına uğrayan Balyoz esiri subaylarımıza gönderdiği mektuplardan derlendi. Maltepe aracılığıyla, Silivri, Hasdal, Hadımköy, Mamak, Sincan, Şirinyer’e ulaşan 1 milyon 300 bin mektup arasından seçildi. Dolayısıyla, bu kitabın yazarı, bizzat Türk milletidir. İmecedir. Dünyada ilktir. Tarihte örneği yoktur.

*

Adı niye böyle derseniz?

*

Esir subaylarımızın yurttaşlara gönderdiği cevap mektuplarına “er mektubu görülmüştür” damgası vuruldu. Mahkeme sona ermeden, yargısız infaz yapıldı, generaller, amiraller, kurmay albaylar, posta evrakı üzerinde “er” seviyesine indirildi. Akılları sıra, manen yaralayacak, gururlarını inciteceklerdi.

*

Halbuki, bu damga, aslında, bu dönemin basiretsiz yöneticilerinin alnına vurulmuştu. Çünkü, esir subaylarımız “er mektubu görülmüştür” ibaresini, onur vesikası olarak kabul etti. Şöyle diyorlar mesela, kitabın sunuş bölümünde: “Bu mektuplar karşısında, bütün madalya ve rütbeler kifayetsiz kaldı, kıvanç duyuyoruz, artık hem Mustafa Kemal’in askeri, hem yüce Türk milletinin erleriyiz.”

*

Tüm esirler adına, hava kurmay albay İsmet Çınkı, deniz kurmay albaylar Ender Kahya, Cem Okyay, Yavuz Uras ve Erdinç Altıner tarafından derlenen kitapta... Değerli ağabeyim Uğur Dündar’ın Ataol Behramoğlu’nun Doğu Perinçek’in Tuncay Özkan’ın ve Ümit Zileli’nin de mektuplara dair yazıları var.

*

Bu kitap... Balyoz adı verilen davanın, millet vicdanında beraat ettiğinin kanıtıdır. New York’tan Ardahan’a, Sydney’den Edirne’ye, Berlin’den Erzurum’a, Moskova’dan İzmir’e, Cape Town’dan Ankara’ya, Rio’dan İstanbul’a... Zihniyet akrabalarının, dünyanın en büyük ailesinin, albümüdür. Şartlar her ne olursa olsun, namuslu, cesur kalmayı başarabilen, boyun eğmeyen, ruhen teslim olmayan insanlarımızın, nüfus cüzdanıdır. Aynı zamanda... Geleceğimize sahip çıkmaktır.

*

Ayakkabı kutuları yüzsüzlüğünde...
Bu kitabın bütün geliri, fırsat eşitliğinden faydalanamayan çocuklarımızın eğitimine harcanmak üzere, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’ne bağışlanmıştır.

Yılmaz Özdil

Er Mektubu Görülmüştür

Doğu Perinçek

2 Ocak 2014
Aydınlık

Bu mektupları okuyun

Atilla Sertel

18 Şubat 2014
Odatv.com

Yılmaz Özdil yazdı…

“Ve Maltepe’deki arkadaşlarımın kitabı çıktı. Er mektubu görülmüştür.”

Onun yazısının üzerine yazı yazmak iyi bir hitabet ustasının ardından kürsüye çıkmaya benzer.

Ancak, “Er mektubu görülmüştür” kitabını bir solukta okuyunca yazma gereği hissettim.

***

Türkiye’de kendisine, “Aydınım” diyenlerin, “Orduda geleceğim var, kendimi riske edemem” diye korkanların, “Başımı belaya sokmaya ne gerek var, onlar eski dostlarımız olarak fotoğraflarımızda kalsın” cümlesiyle vefasızlığın en çarpıcı örneklerini sergileyenlerin olduğu ülkemizde yayımlanan bu kitap bana şu cümleyi söyletmeyi görev kıldı:

Eli öpülesi yiğit halkım…

Susanlara, kaçanlara inat halkımız yüreklice sahip çıktı tutsaklarına.

Mektup yazmayı unutmuştuk.

Ne çok olmuştu, posta pulu yalamayalı!..

Bayramları bile hazır metinlerle cep telefonu mesajı ile kutlamayı öğretmişlerdi bize. Kandillerimizi kutladık mesajla. Geçmiş olsun, dedik, sağlık diledik, başarılar diye mesaj çektik.

Biz bayram kutladıkça şirketlerin cebini şişirdik.

Herkesin bir e-mail adresi vardı, izlense de, gözlense de onun üzerinden haberleşir olmuştuk.

Çok hızlı ancak güvencesiz

Çok hızlı ancak duygusuz...

Mürekkepsiz, kağıtsız

Unutmuştuk mektup yazmayı… Dostlarımızı, arkadaşlarımızı cezaevine aldılar. Aylar, yılları kovaladı. Yatırdılar, haksız, hukuksuz

Er mektubu görülmüştür” kitabını mutlaka okuyun. Tutuklu subaylar D. İsmet Çınkı, M. Cem Okyay, Erdinç Altıner, Ender Kahya, F. Yavuz Uras’ın derlediği, Kırmızı Kedi’den yayımlanan kitap bize umudu aşılıyor.

Yazılan her satırda Türkiye’nin geleceğine ilişkin, Cumhuriyetimize, bağımsızlığımıza, vatanımıza, bayrağımıza bağlılık var. Ve mücadelede kararlılık var.

Türkiye’nin dört bir yanından gelen mektupları okuyun ve inancınızı tazeleyin, buna gereksinim var.

Uğur Dündar’ın dediği gibi;

Tünelin ucundaki umut ışığı

Işığı kucaklayın

Atilla Sertel
Odatv.com

Cennetten Gelen Mektup

Savaş Ay

1 Kasım 2013

Değerli albaylar;

Hastanede herkes Yılmaz’ın başlattığı kampanyayı konuşuyor, çok sıkıntım var, sizler adına bir şeyler yapamadığım için çok üzülüyorum. Buradan çıkıp çıkamayacağımı bilmiyorum ama yürekten diliyorum, sizler çok kısa zamanda ailelerinize kavuşacaksınız, göklerden gönüllere indiniz.

Savaş Ay
Samatya SGK Hastanesi

Not: Değerli gazeteci Savaş Ay bu mektubu 1 Kasım 2013 günü tedavi görmekte olduğu Samatya SGK Hastanesi’nde yazmıştı. Mektup Maltepe Askeri Cezaevi’ne 10 Kasım 2013’te ulaştı. Ne yazık ki Savaş Ay bu tarihten bir gün önce, yani 9 Kasım 2013’te hastanede hayata gözlerini yummuştu.



CEVAP MEKTUBU

Savaş Abi,

Sorardın ya bize; nerdesin diye...
Nerdesin diye sorma, her zindanda biz varız.
Bazen Maltepe’de, bazen Sincan’dayız.
Göklerden gönüllere indik diye mutsuz olma.
Biz razıydık, inandık; o inanca saklandık.
Kartalların tutkusu kaderine hükmeder.
Alçalmadan yükselmek, işte en büyük hüner.

Maalesef Savaş Abi, bu sefer yetişemedik.
Ama sen de acele ettin; her zamanki gibi bizim önümüze geçtin.
Biz de gönüllerimizden göklere dualar gönderiyoruz.
Elbet bir gün buluşacağız.
Bu böyle yarım kalmayacak...

Maltepe’deki Esir Kardeşlerin

Halk Arenası'na 9 yaşındaki Atahan damga vurdu

Yılmaz Özdil anlattı, Atahan noktayı koydu...

Nihat Genç ve Yavuz Selim Demirağ Ulusal Kanal'da "Er Mektubu Görülmüştür" hakkında konuştular...

Balyoz tutsağı Türk subaylarına gönderilen destek mektupları kitaplaştı. "Er Mektubu Görülmüştür" Kırmızı Kedi'den çıktı...

Online Sipariş
Vermek İçin:

Er Mektubu Görülmüştür Facebook'ta
Er Mektubu Görülmüştür Twitter'da